LG:ÇAMAŞIR MAKİNASI TASARIMLARI

Sin comentarios »

LG markası tasarımcılarla iş birliği yaparak, akılları baştan alacak sınırlı sayıda üretilen çamaşır makinalarını (Steam Washing Machines) piyasaya sürmüş. Göz alıcı dört farklı tasarımla teknolojiyi sanatla buluşturan LG markası, aynı zamanda geleneksel beyaz eşya anlayışına da meydan okuyor.Ne dersiniz böyle herkesin evinde olsa başından kalkmayız galiba…..

DAMLA SAKIZLI ZEYTİNYAĞ FORMÜLÜ

1 comentario »

ABD Profesyonel Basketbol Ligi (NBA) All Star maçında oynayan ilk Türk basketbolcu olarak Türkiye’nin göğsünü kabartan Mehmet Okur, çocukken yakalandığı astım hastalığından kurtulmasında etkili olduğu bildirilen, annesinin uyguladığı ”Damla sakızlı zeytinyağı” formülü ile de astım hastalarının umudu oldu. 
Oğlunun, NBA All Star maçında sayı atmasını çok istediğini anlatan Okur, ”Allah o mutluluğu da bana nasip etti. Duygularımı kelimelerle ifade etmem çok zor. Allah herkese böyle mutluluklar nasip etsin” dedi. 
Nimet Okur, oğlunun başarısının sadece kendilerini değil herkesi çok mutlu ettiğini, telefonla arayan bazı vatandaşların bu mutluluklarını paylaştıklarını kaydetti.
Nimet Okur’un verdiği bilgiye göre, Mehmet Okur’un astımı yenmesini sağladığı öne sürülen ”Damla sakızlı zeytinyağı” formülü şöyle: 

”Buzdolabının buzluğunda bir süre dondurulan 50 gram damla sakızı, dövüldükten sonra bir kavanoza konuluyor. Damla sakızının üzerine, 4 parmağı aşacak şekilde ‘has’ zeytinyağı döküldükten sonra kapağı kapatılan kavanozdaki içerik, 8 gün kapalı bekletildikten sonra 9. gün kullanılmaya başlanıyor. İçerikten çocuklara günde bir tatlı kaşığı, büyüklere ise bir yemek kaşığı veriliyor.” Kaynak: tv8 

marlbora hakkında !!

3 comentarios »

Marlboro firması ilk kurulduğunda işleri çok kötü gidiyomuş. Şirket iflasın eşiğindeyken bi adam gelmiş, “Satışları bir ayda 3 katına çıkarırım ama bunun karşılığında da şirketin yarısına ortak olurum. Yok çıkaramazsam ömrümün sonuna kadar fabrikada bedava tütün sararım” demiş. 
 Malbora’nın sahipleri zaten çıkmaz sokaktaymış, “Bi haftaya kalmaz batıcaz, kaybedicek neyimiz var ki” diyerek kabul etmişler teklifi. Adamın bunlardan tek isteği binlerce boş Malbora kutusuymuş. Zaten depoda milyonlarcası varmış, talebini karşılamışlar hemen. Sonra bizimki bütün paketleri tek tek ezmiş ayağıyla, gece 12′den sonra da hepsini uçaktan bütün Amarika’nın üstüne atmış. 
 Sabah millet uyanınca bi bakmış ki her tarafta boş malbuş kutuları. “Yav, bu sigara bu kadar çok içildiğine göre vardır bi hikmeti” diyerek tekel bayilerine akın etmişler. Şirket o ay 3 değil 5 katı satış yapmış. Taabi bizim adam da şirketin yarısına ortak olmuş. O kişi de Philip Morris’in ta kendisiymiş
  

Resimlerinize kar yağsın

1 comentario »

Resimlerinize kar yağsın istermisiniz….Malum İzmirde kardan eser yok ve kar yağmasına hasretiz bizde resimlerimize kar yağdırıp hasret gideriyoruz…..BURDAN 

 resminize kar yağdırabilirsiniz

 Buda kızımın resmi fakat sayfaya bi türlü koyamadım…Bu şekilde görün artık örneğihttp://img265.imageshack.us/my.php?image=snowglobe1ud5.swf

DÖRT ANLAŞMA

Sin comentarios »

Doyumlu ve haz dolu bir yaşam sürmenin sırları… Binlerce yıl öncesinden günümüze kadar gelen Toltek Bilgeliği, modern insanın tıkanan nefes borularına küçük bir rehabilitasyon uyguluyor. Sinema dünyasının iki güzel yıldızı Sharon Stone ve Jodie Foster, çevresindeki herkese bu kitabı okumalarını öneriyorlarmış.
“Eğer doyumlu ve haz dolu bir yaşam sürmek istiyorsanız,” diyor Toltek bilgeliğini araştıran Don Miguel Ruiz, “korku-temelli anlaşmalarınızı feshetme cesaretini göstermeniz, bireysel gücünüze sahip çıkmanız gerekiyor. Korku temelli anlaşmalar çok enerji emerek bizi tüketir, sevgi temelli anlaşmalar ise az enerjiyle çok şey yaratırlar.” Bireysel gücümüze sahip çıkmak için ise önümüzde “dört anlaşma” var.Artık yeryüzünde pek az takipçisi olan Meksika kızılderililerinin uyguladığı bir yaşam sanatı, modern insanın tıkanma noktalarını rehabilite ediyor. Maya uygarlığını zirvelere çıkaran bu bilgelik, bir din değil, bir felsefe, bir ideoloji değil. Tam olarak bir yaşam sanatı… Bu yüzden de tasavvur edilen, soyut şeylerden değil, tam olarak bizzat kendimizden ve hemen yaşamımızda uygulayabileceğimiz şeylerden bahsediyor. Biraz cesaret, ısrar, alışkanlıklarımızı değiştirme çabası ve güçlü bir irade… Toltek yaşama sanatını uygulamak için sadece bunlar yeterli. Ve tabii, bu bilgeliğin esaslarını da kavramak gerekiyor.
Kendisini doğanın ve evrenin bir parçası olarak kabul eden ve doğal yasalara uyumlu bir yaşam sürdürmeyi amaçlayan “Toltek bilgeliği” yıllar önce, Carlos Castaneda’nın elden ele dolaşan bestseller kitap dizisi “Don Juan Öğretileri” sayesinde keşfedilmişti. İşte bu Toltek yaşama sanatının esaslarını kitap da, Castaneda’nın açtığı yoldan ilerliyor.Castaneda’nın kitaplarından tek farkı, neredeyse bir “hap” kitap olması…
“Bilgi insanı” anlamına gelen Toltek, yaşadığımız hayatı, gördüğümüz ve işittiğimiz herşeyi bir “rüya” olarak yorumluyor. Beynimiz uyanıkken görülen bir rüya… Beynimiz açık olduğu için, herşeyi sıra sıra algılarız, bu yüzden de herşey somut görünür. Her an gördüğümüz ve milyonlarca insanın gördüğü bu bireysel rüyalar, bir tür toplam rüya oluşturur. Biz, bu kollektif rüya ile neye inanmamız gerektiğini öğreniriz. Bu rüyaların bilgisi bize aktarıldığı anda, bir tür kozmik anlaşmaya katılmış oluruz. Katılmış olmak ise inanmak anlamına gelir. Don Miguel Ruiz’in yüzyıllar öncesinden toparladığı bilgilere göre, anlaşmaya katılarak hepimiz ehlileştiriliriz; nasıl yaşayacağımızı ve nasıl rüya göreceğimizi öğreniriz. Kendimiz olmaktan korkarız, çünkü kendimiz olduğumuzda reddedilmekten korkarız. Böylece olmadığımız biri haline geliriz. Gerçekte kim olduğumuzu unuturuz.
İşte bu ölümcül ruhsal yalnızlık duygusundan korunmak ve çıkış bulabilmek için Toltek bilgeliğinin bir önerisi var: yeni bir rüya… Yaşamımızı yöneten anlaşmaların farkına vararak, anlaşmalarımızı değiştirmek… Bunun için ise dört anlaşma yapmamız gerekiyor…
Birinci anlaşma, bu dört anlaşma arasında en önemli olanı ve en zor olanı: “kullandığımız sözcükleri özenle seçmemiz, bu sözcükleri savruk, kendi başına kullanmamamız”… Çünkü ağzımızdan çıkan her söz yeni bir anlaşmayı onaylamak demek.
İkinci anlaşma, birinci anlaşmadan doğar ve “hiçbir şeyi kişisel algılamamak”tır…Çünkü herşeyi kişisel algılarsak, yanlış anlaşmalar yaparız. Mesela birisinin bize “çirkinsin” demesini örnek veriyor yazar. Bu söyleyen kişinin kendi duygu, düşünce ve inançlarını ifade eden sözcüğü, kişisel algılayarak kabul ettiğimiz anda, karşımızdakine ait olan yargıyı kişisel ve kendimize ait kılarız. Toltek böyle durumda şöyle der: Sizin benimle ilgili düşündükleriniz, benim için bir önem taşımaz. Çünkü ben ne olduğumu biliyorum. Birisinin bana kim ve ne olduğumu söylemesine ihtiyaç duymuyorum..
Üçüncü anlaşma, “varsayımda bulunmamak”… Çünkü varsaydıklarımıza inanma eğilimimiz vardır. Böylece gerçek olmayan şeyleri gerçekmiş gibi kabulleniriz ve yeni anlaşmalar yaparız.
Ve dördüncü anlaşma, “daima yapabilceğinin en iyisini yap”… Diğer üç anlaşmanın aksiyon halini ifade ediyor. Yaşamı dolu dolu ve yoğun yaşamamız bu dördüncü anlaşmayla pekişmiş oluyor.
Don Migüel Ruiz, yüzyıllar öncesinde kalmış derin bir bilgeliğin izlerini arıyor ve toparlayama çalışıyor. Ama ne yazık ki, bunu modern bir insanın zihniyle yapıyor. Bu yüzden de Toltek bilgeliği kitabı, neredeyse bir cyborg, bir bilgisayar komutu düzeyinde ele alınan bir kitaba dönüşüyor. Bu yüzden de derinliksiz ve mekanik bir kurgu şeklinde önümüze konuyor. Kitabın tek handikabı bu.
Eğer bu kitabı, Sharon Stone ve Jodie Foster’in etrafındaki herkese önerdiğini duymamış olsanız, Dört Anlaşma adlı kitaba yüzlerce kitabın arasından dönüp de bakmazsınız bile. Bir şey çağrıştırmıyor çünkü. Ama neymiş bu iki güzel starın önerdiği kitap, merakıyla şöyle bir karıştırınca kaybolmuş bir bilgeliğin son izleri olduğunu görüyorsunuz. Üstelik, bu mistik bilgelik, modern çağın tornasıyla iyice ve hepten ezilmiş, büzülmüş, yokolmaya yüztutmuş yanlarınızı onarmaya aday olabilecek, kimi ipuçlarını içeriyor.
KİTAPGAZETESİNDEN ALINTIDIR

Hayata Dair

Sin comentarios »

”Her sey sende gizli:
Yerin seni cektiği kadar ağırsın,
kanatlarının cırpındıgı kadar hafif…
Kalbinin attıgı kadar canlısın,
Gözlerinin uzagı gördüğü kadar genc…
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa olsun kasın gözün
karsındakinin gördüğüdür rengin…
Yasadıklarını kar sayma:
Yaşadıgın kadar yakınsın sonuna ne kadar yasarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün…
Gülebildiğin kadar mutlusun,
Üzülme,bil ki ağladığın kadar güleceksin.
Sakın bitti sanma her şeyi,sevdiğin kadar sevileceksin,
Güneşin doğusundadır doğanın sana verdiği değer
ve karsındakine deger verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın…
Ay ışıgındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yanlız hissettiğn kadar yanlızsın
ve güçlü hissettiğn kadar güclü.
Kendini güzel hissettiğn kadar güzelsin…
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,bunu hatırladığın kadar yaşarsın.
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün.
Ve karsındakini unuttuğun kadar cabuk unutulursun.
Cicek sulandıgı kadar güzeldir,
Kuslar ötebildiği kadar sevimli.
Bebek ağladığı kadar bebektir,
Ve herseyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN…”

Algida’nın Fabrikasından Şok Görüntüler

Sin comentarios »

                                           FLASH FLASH FLASH ŞOK ŞOK ŞOK 


Eski Mısırlılarda Gebelik Testi ve Cinsiyet Öğrenme

6 comentarios »

Mısırlıların kullandığı yöntemde, doğacak bebeğin cinsiyeti de önceden tesbit edilebiliyordu. Hamile kadının idrarıyla sulanan tohumlardan, buğday taneleri daha önce filizlenirse bebeğin erkek, arpa taneleri daha önce filizlenirse bebeğin kız olacağı anlaşılıyordu.

Mısır’da 1898 yılında Sir Flinder Petrie adlı bilim adamının ortaya çıkarttığı Kahoun Papirüsü ile 1862 yılında bulunan Smith Papirüsü ve 1873 yılında bulunan Ebers Papirüsü’nde gebelik, idrar hastalıkları, varisler ve gebelik testleriyle ilgili bilgiler yer alıyor. Müzelerde sergilenen papirüslerde yer alan bilgilere göre, hamile şüphesi olan bir kadın her gün sabah idrarıyla biri buğday, diğeri arpa dolu iki torbayı sularmış. Hamilelik şüphesi olmayan bir başka kadın da yine ayrı ayrı buğday ve arpa torbalarını idrarıyla sularmış. Hamilelik şüphesi olan kadının idrarla suladığı buğday ve arpa dolu torbalar, diğer kadının suladığı torbalardan daha önce çimlenirse, hamile olduğu anlaşılırmış. İki kadının suladığı buğday ve arpalar aynı anda çimlenirse hamilelik olmadığı ortaya çıkarmış. Hamile olan kadınların sabah idrarlarında aşırı miktarda hormon bulunduğu için, buğday ve arpa torbaları diğer normal idrarlarla sulananlardan çok daha önce yeşerirmiş. Günümüzde meyve ve sebzenin daha erken sürede yetiştirilmesi için hormon kullanılması da aynı yöntemin bir benzeridir.     
Bebeğin Cinsiyeti
Mısırlıların kullandığı yöntemde, doğacak bebeğin cinsiyeti de önceden tesbit edilebiliyordu. Hamile kadının idrarıyla sulanan tohumlardan, buğday taneleri daha önce filizlenirse bebeğin erkek, arpa taneleri daha önce filizlenirse bebeğin kız olacağı anlaşılıyordu.  
Prof. Julias Manger, 1933 yılında laboratuvarda kutuların içerisinde kurutma kağıtları üzerine yerleştirdiği buğday ve arpa tanelerini, idrarla sulayıp, Mısırlıların kullandığı gebelik ve cinsiyet belirleme yönteminin doğruluğunu ispat etmiştir. Günümüzde kullanılan gebelik testleri de, kadının idrarındaki hormon sayısının yoğunluğuna göre sonuç verir ve aynı esaslara göre uygulanır.Prof. Dr. Hulusi Köker de, Mısırlıların kullandığı gebelik testi yönteminin bilimsel olarak doğrulandığını ve hatta bebeğin cinsiyetinin de aynı yöntemle belirlenebildiğini onaylıyor.       
Doğum Kontrolü
Mısırlılar, kadında kısırlığın tespiti için rahim ağzına (uteris) akşam yatarken sarmısak veya soğan yerleştirmişler. Sabah kadın uyandığında genzinde sarmısak veya soğan kokusu duyarsa tüplerinin açık olduğu ve gebe kalmasına bir engelin olmadığı anlaşılırmış. Koku duyulmazsa kadının tüplerinin kapalı olduğu, bu nedenle hamile kalamayacağı bilinirmiş. Ayrıca kadının rahminin içerisine paslanmayan metallerden olan altın veya gümüş yüzük konularak gebelik önlenirmiş. Arap kervancılar da bu yöntemi öğrenip, uzun çöl seyahatlerinde dişi develerin gebe kalmalarını önlemek için rahimlerinin içerisine temizlenmiş çakıl taşı doldururlarmış

« Entradas posterioresEntradas anteriores »